31 Mart 2012 Cumartesi

Seyahatlerden Bir Demet : Amsterdam Bölüm 1

Üniversiteden beri yani neredeyse 20 yıldır birlikte olduğumuz 3 kız arkadaş doğumgünümüzü bu sefer Amsterdam ve Paris'de kutlamaya karar verdik. İkimiz İstanbul'dan birimiz ise Londra'dan gelip hepimiz Schiphol'de buluşup ondan sonra 3 gün dağıta dağıta kutlama yapacağız yani niyetimiz bu ancak daha Schiphol Havaalanında buluşunca bile hiç bir yere gitmeden havaalanı kafesinde iki saati çene yapmakla geçiriyoruz. Üçümüz zaten ne zaman biraraya gelsek bizim için dünya durur ve saatlerce geceler boyu konuşur güleriz. Neyse bir zahmet ayaklanıp otelimize gidiyoruz. Bu arada oteli ben ayarladım. Üstelik de Amsterdam'ı çok iyi bilen bir arkadaşımın tavsiyesiyle internetten en ucuz siteden aynı oteli bulup ayarladığımı sanıyordum. Ne yazıkki oteli ayarladığım gece bir yandan da bir şişe kırmızı şarabın son kadehini devirmek üzere olunca aynı otel zincirinin Dam Square'in göbeğindekini değilde meydana 15 km uzaklıktaki başka bir otelini ayarlayabiliyor insan. İnsanlık hali işte...Yola çıkmamıza 1-2 gün kala Londra'daki arkadaşımız farkediyor ki bizim otel gitmeyi ümit ettiğimiz otel değil. Kimse bozuntuya vermiyor. Ben de "aaaaaaaaaa yanlış olmuş rezervasyonnnnnn....vah vah napalım şimdi ki???" vs diyorum ve Allahtan kızlar üstüme gelmiyor. Otele gidiyoruz. Rezervasyonu yanlış manlış yapmışım ama iyi yapmışım. Otel çok güzel. Ünlü designer'ların sergileri var otelin her tarafında. Oda çok güzel. Yani ben modern tasarım severim de kızlar ufacık tefecik şirin klasik tarzda Amsterdam oteli odası beklerken onlara biraz sürpriz olmadı da değil.


Oda da eşyaları bırakıp hemen Amsterdam'a akmak üzere dışarı çıkıyoruz. Henüz öğlen civarı. Oooooo herkes dışarda...Heryer turist kaynıyor....Dam Square ve Red Light her zamanki canlılığında ancak biz nehir kenarında 3 kişinin oturabileceği boş masası olan bir kafe bulup bir oturuyoruz ki ben diyeyeim 3 saat siz diyin 4 saat. Hiç kalkmadan muhabbet...Eeee özlemişiz birbirimizi.




Bu arada nehirden geçen tekneler içinde bir içim su erkek kafileleri ancak biliyoruz ki hepsi 3.cinsten olduklarından bize yar olamazlar ve zaten öyle birileriyle tanışalım dağıtalım gibi bir niyetimiz de pek yok açıkçası. Ama yine de insan içinden geçirmiyor değil "Yazık oluyor bu kadar yakışıklı arkadaşlara" diye...:))))

21 Mart 2012 Çarşamba

Beyrut'da Aşk Başka Oluyor

Beyrut'a hiç gittiniz mi? Gitmediyseniz gidin. Hele sevgiliniz de biraz maço ruhluysa yani bildiğimiz klasik Türk erkeğiyse mutlaka birlikte gidin. Neden mi? Ortadoğu erkekleri yanınızda sevgiliniz olmasına rağmen size öyle bir bakıyorlar ki sevgiliniz kıskançlıktan ölüyor. Sevgilinizi kıskanç bir aşığa çevirmenin ötesinde asıl size önermemdeki sebep  Beyrut'da bizim 20-30 sene önceki halimizi yakalayacak olmanız. Şehir bir yandan Avrupai lüksü inşaa ediyor diğer yandan iki üç sene önce yaşadıkları savaş yaralarını ortaya seriyor. Açık bir müze gibi duvarlarında mermi izleri olan yıkık dökük binaların lüks kusan rezidanslarla birlikteliği bana çok ilginç geldi. Bizim gibi onlarda da Akdeniz insanı olarak bazen bazı konuları delicesine savunmalarını bazen de hayata boşvermişliği yavaştan almalarını izliyorsunuz.


Bir diğer çekici yanı ise bu kadar kültürü birarada barındırması. Süryanisi, Arabı, Ermenisi birarada yaşıyorlar. En takdir ettiğim özellikleri ise içten içe birbirleriyle bir problemleri varsa bile dışardan gelenlere hiç bir problemi yansıtmamaları ve kardeş kültürler ve kardeş dinler olarak yaşadıklarını her fırsatta dile getirmeleri. Her turist gibi Down Town'a gittiğinizde kiliselerle yanyana camileri geziyorsunuz. Hepsine de çok iyi bakılmış. Şehirde ulaşım için taksiler kadar bizim eskilerden bildiğimiz görüntüsü taksi olan dolmuşlar var. Onlara servis deniliyor. Bizde de olamadığı gibi onlarda da kaldırımlar pek insanların yürümesi için elverişli değil ama alışık olduğumuzdan bize hiç garip gelmiyor. Dükkanlarının önünde oturan esnaflar olmasa dükkanların çoğunu kapalı sanırdık. Çünkü elektrik çok pahalı olduğundan gündüzleri dükkanların iç aydınlatmaları genellikle kapalı. Bununla birlikte Chanel, Prada, Rolex gibi dünya markalarının olduğu caddeler ve alışveriş merkezleri de var.

Beyrutlu A plus ekonomik seviye sahip insanlar eğlence ve gece hayatını seviyorlar. Neredeyse haftanın her gecesi dışarıdalar.Buralarda gördüğüm kadarıyla Beyrutun kadınları estetik operasyonları keşfetmiş ve birbirleriyle yarışırcasına uygulatıyorlar. Hepsinin burnu yapılı ve yüzde botox lar belli oluyor. Hepsi bakımlılar ve vücutlarına özen gösteriyor. Kıyafetlerde markalar göze göze batıyorsa da küçük detaylarda Ortadoğunun verdiği lame dore aşkı da kendini ortaya koyuyor. Esmer ve iri erkek seven ben için erkekler çok çekici olmakla birlikte sevgilimle birlikte olduğumdan pek fazla inceleyemedim.
Her yerde sigara içiliyor ve kadını erkeği herkes nargile içiyor. Gemmayzeh bölgesindeki irili ufaklı barların ve restoranların olduğu Gourand Caddesindeki Kahvet Leila'da yemekler ve nefis mezeler yedikten sonra tavla kağıt oynayıp nargile içebiliyorsunuz. Sevgilinizde bir yandan etrafdaki erkeklerin size bakıp bakmadığını kontrol ediyor. Bu gezi sonrasında ben karar verdim ki ben Ortadoğuyu ve insanlarını seviyorum. Sıcaklar, yakınlar, bize benziyorlar ve daha iyi hayatları hakediyorlar. Kesin tekrar ve bir çok kez ve sevgilimle birlikte gideceğim...Beni Beyrut'la tanıştıran sevgilimi çok seviyorum...Ve Beyrut'da da aşk daha bir Ortadoğu sıcaklığında oluyor.

20 Mart 2012 Salı

Yarın : Beyrut'da aşk başka oluyor

Beni Mutlu Edebilecek Biri İçin Yazılanlar...

Hayat biraz geçince
Anladımki  sen değilsin
Bana dünyaları hissettiren sen gibi
Olsanda sen asıl değilsin
Sen benim aşkımsın hayalimsin
Ama hayalimsin
Aslında sen benim yarattığım ve asla
Ulaşamayacağım
Ve ulaşsam da
Yaşamak istediğimden bile
Emin olamadığım aşkımsın….
Ama bu hayattaki ilk aşkımsın….
Ne olursa olsun
Belki bir kere dokunmuş olsak da birbirimize
Belki bir daha dokunamayacak olsak da birbirimize
Olasılıksızlıklar  yoksayamaz ki
Senin bendeki yerini
Dokunamadım yaşayamadım hissedemedim ama
Sen benim bugün düşünürken
Birden aşkım oldun
Olmamalıydın……

19 Mart 2012 Pazartesi

Yarın : Beni mutlu edebilecek biri için yazılanlar

Bir Belde Belediyesini Arıyorsunuz ve...

Bir belediye hizmeti ile ilgili görüşmek üzere belediyenin ilgili bölümünden Mustafa Bey'i arıyorum ve telefonda karşıma çıkan Mustafa Amca burada yok diyor. Şaka gibi....

Aşk Tesadüfleri Sever.......Beni sevmediği kesin de....


Filmleri genellikle sezonunda yakalayıp seyredemeyen biri olarak bu filmi de düne kadar izleyememiştim. Bu kadar uzun zamandır seyretmeyi ertelememin bir sebebi de benim de Ankara'da geçen çocukluk ve gençlik yıllarımı paylaşabileceğim insanlarla birarada olup seyretmeyi beklemekti ama sonunda dayanamayıp annemle birlikte izledim.
Bu filmde kendimden de bir çok şey buldum. Ankara'da bizimde Tunalı'ya çıkışlarımız, barlar, Kolej-Deneme ikilemi, Şinasi sahnesi, İstanbulluların gördükten sonra dalga geçtikleri Kuğulu Park, okulun son günü yumurta savaşları....Filmde kendimden bulamadığım şey ise birgün İstanbul'da karşılaşacağım bir çocukluk aşkımın olmaması ne yazık ki...Neyse işin o kısmı da zaten senaryonun filme dönüşebilmesine olanak tanımış bir unsurdur diyerek kendimi rahatlatıyorum. Ama keşke birgün bir yerlerde benim de kalbimi titretecek birine rastlasam.....Hele bir de Mehmet Günsür gibi baksa.....

15 Mart 2012 Perşembe

Bugün Yapmayı Unuttuklarım

Dün gece fanila giyip uyuyup bugün de o fanilayı Üsküdar sahilinden denize atmam gerekiyordu. Ama 3 gündür fanila giymeyi unuttuğum gibi dün gece de unuttum. 

Bunu yaptığımda bana yapışıp kalmış ve amaçlarıma ulaşmama engel yaratan etmenler ortadan kalkacakmış.  

Aykırı Kadının Kuralı 1: ALTERNATİFLİ SEVMEK

Bu yaşlarda artık aklımızla seviyoruz. Sevgide darbe alınca öfkeyle kalkıp zararla oturup depresyonlara girmeden anında darbelerden kendimize çıkarımlar yaparak “her işte bir hayır vardır” geleneksel söylemimize bir kez daha hak vererek hemen tekrar ayağa kalkıp yolumuza devam ediyoruz.

Bizi bu noktaya hem yaşımızın olgunluğu hem de hayatımızın 40 yılının son 10 yılında öğrendiğimiz sevgi oyununu erkek dünyasının kurallarıyla oynamanın rahatlığı getirdi. Tıpkı erkeklerin olduğu gibi artık bizim de sınırlı sorumlu ve alternatifli sevgilerimiz var. Aslında sevgiyi öğrenmeye başladığımız 20 li yaşlarda sevginin sınırlı ve alternatifli olması anlaşılabilir, açıklanabilir veya onurlu değildi ama 30 lu yaşlarda gördük ki sevginin tek ve yoğun olması ve onurlu olması sonunda hep gelip kadın iç organlarını vuruyor. Erkeklerin dağılıp da toparlanması 3 gün ama bizimki 3 ay sürüyor. Aklımız ermeye başlayınca anladık ki bizim sevme şeklimiz hatalı. Biz sevince tam seviyoruz bitince de tam yıkılıyoruz. Sınırlı sorumlu sevmeyi öğrenince ve bir de alternatifli sevmeyi keşfedince sevmek de daha az zahmetli oluyor. Bir kadın olarak bu yöntemle sevince sevgiyi boğmaya, sevgiliyi sevgimizle dövmeye fırsat kalmıyor ve sevgi sağlıklı ve daha uzun soluklu oluyor. Bittiğinde de ayakta tedavi ile fazla yara bere almadan atlatıyoruz. Ve gözümüzü bitmiş sevginin acısı, hırsı, yürek burukluğu bürümediğinden hızlı bir nekahat döneminin ardından hayatın bize sunduklarına kendimizi hemen kanalize edebiliyoruz.

Şimdi gelelim yukarıda bahsettiğim iki felsefe nedir? “sınırlı sorumlu sevmek” ve “alternatifli sevmek”

Sınırlı sorumlu severek sevdiğimizde içimizi coşturan, gözümüzün parlayarak bakmasını sağlayan,  her dakikasını tekrar tekrar düşünüp mutlu olmamızı sağlayan mantığı devre dışı bırakan tüm duyguları sınırlıyoruz. Buradaki sınırlama bu duyguları sadece sevdiğimize göstermek açısından bir sınırlama. Aslında bunları sınırlamayıp tek hedefe değil de başka hedeflerin hizmetine de sunuyoruz.  İçimiz coştuğunda üstüne yarım bardak su içiyoruz ve sevdiğimiz adama pat diye sevgi mesajları atmıyoruz.  Gözümüz parlak bakınca o bakışları sadece sevdiğimize saklayıp da ondan aynı bakışları göremeyince içimiz içimizi yemesin diye dış dünyaya yöneltip  topluma da faydalı hale getiriyoruz. Bizi mutlu eden tekrar tekrar düşündüğümüz dakikaları düşününce bu mutluluğu tek başımıza yaşamak ve sevdiğimiz adamı zırt pırt arayıp ondaki ulaşılamazlık krebilitemizi  düşürmek yerine çevremize de yansıtıyoruz. Bu bize faydalı duyguları tek sevgiye yöneltip tamamıyla ona bloke olmamız ve onu ürkütüp daraltıp kendimizden uzaklaştırmamız yerine hayatta kapımıza gelen diğer olaylara ve insanlara da bu duyguları yansıtmamızı sağlıyor. Hem kimbilir belki dışarıda bizim için daha büyük sevgiler vardır. Onları da bu vesile ile tamamıyla çember dışına atmamış oluyoruz.

Alternatifli sevmek konusuna gelince,  bu daha erkeksi bir felsefe olmakla birlikte aslında tamamıyla kadınların kullanması gereken bir yöntem. Bunu öğrenmemiz için birkaç ilişkide yaşadığımız sevgiyi kaybetmemiz gerekti ama artık öğrendikki bir sevginin tüm yükünü ve tüm beklentilerimizi bir erkeğe yüklememiz gerekiyormuş. Çünkü onların derinliği bir kadının sevgisinin tüm yükünü kapsayabilecek boyutta olamıyor. Kimi erkek bize sahiplenilmiş ve  güvende olmayı hissettirebiliyor ama seksi istediğimiz boyutta yaşatamıyor. Kimi erkek seksi dibine kadar yaşatabiliyor ama bizi dış dünyada taşımayı beceremiyor. Kimi çok sevebiliyor ama çok kısa sürede başlarda sevdiği gibi sevmeyi unutabiliyor. Kimiyle çok iyi konuşup eğlenebiliyoruz ama gerisi fos oluyor. Bir sevginin tüm bileşenlerini bir erkeğin   omuzlarına yüklemek onu eziyor. Çünkü onlar doğdukları andan itibaren hep tek fazda düşünmeye odaklı yetiştirilerek zaten hayatın başından itibaren birden fazla sorumluluk alamayacak şekle sokulmuşlar. Ama kimse bize bunu açıklamadı. Hem erkek hem kız çocuğu yetiştiren annelerimiz bile bize hem okumayı, hem iş güç sahibi olup hayatta güçlü kadınlar olmamız gerektiğini, hem akşam yemek yapmayı hem çocuk yapmayı hem  yuvayı dişi kuş yapar söylemlerini empoze ederken erkek çocuklarına erkek olmaları dışında sadece evlenecekleri  ve ailelerine uygun her şeye göğüs gerecek fedakar ama bakımlı ve görgülü bir eş buluncaya kadar akıllı ve temkinli davranıp hiç bir kızı hamile bırakmamalarını görev biçmişler. Böyle olunca da full ün full ü konseptiyle oluşturulup gazlı bezlere sarılarak dış dünyadan korunarak yetiştirilen kız çocuklarının, aklı başında güçlü ne istediğini bilen her işi çekip çeviren birer kadın olarak hayat piyasasına sunulduklarında piyasada onları hak edecek taşıyabilecek erkeklerin olmadığını ne erkek ne de kız anneleri ve babaları öngörememiş.  Ve bizler hayat yolunda yürümeye başlayınca ilk başlarda her şeyi bir erkekde bulmayı umut ederek evlenip önce o erkeğin bize yetmediği yanılgısına kapılıp daha sonraları ise aslında tüm erkeklerin sadece bazı parametrelere yetebildiklerini keşfettik. Bu da bizi alternatifli sevip hiçbir erkeği fazla yük altında bırakıp ezmeden farklı beklentilerimizi farklı erkeklerde bularak mutlu olma çözümüne ulaştırdı. Hiçbir erkeğe birden fazla görev yüklemeden birine sevme, birine sevişme, birine sahiplenme görevi biçerek 3 erkek ile mükemmel bir sevgi yaşamak mümkün olabiliyor. Böyle bir kombinasyonda erkeklerin hiç biri aşırı görev yükü altında ezilmediğinden sadece bizim trafımızdan yüklenen görevi tam yerine getirdiği için mutlu oluyorlar ve biz de hepsinden beklentimizi sınırladığımız için mutlu oluyoruz.
Merhaba,

Bundan böyle aykırı fikirlerimi sizinle burada paylaşacağım.

Hepimize hayırlı olsun....