Bir yandan Dukan diyeti, bir yandan yeni iş yatımlarımız derken aşk hayatımın sekteye uğramasını beklerken HAYIR ben tam gaz aşkla mutlu mesut yaşıyorum. Öncelikle kendi boyumuza göre çok büyük bir yatırıma kaşkışmış olmamız konusunda kendi bilmezliğimizi tebrik ediyorum. Bu kadar mı insan kendi boyutuna bakmadan işlere yola çıkar. Acayip zor günler geçirdik. Hala da geçiriyoruz ancak son 1 aydır başımıza gelenler de keşke her pişmiş tavuğun başına gelse....Sanırım bu işten yırtıp zengin oluyoruz...:)))) Yani önümüzdeki 3 sene içinde olacağız. Birde şu başa bela kilolardan kurtulup, arkasından da birde sigarayı bıraksak, olacağız tam bir yeşilaycı beyaz ari ırk insanı....Bütün bu insanı daraltan, bazen depresyona sürükleyen gelişmeler içinde uzaklardaki aşkımla aşk muhteşem. Resmen görmesemde gitmesemde o köy benim köyümdür misali o aşk benim aşkımdır durumu. Kendisini tebrik ediyorum bu arada. Bu kadar stres içinde hem de zayıflamaya çalışan hem de deli bir yatırım yapmaya çalışan bir kadının her türlü aksi halini, sinirini vs çekebildiği için. Aman gerçekten kendimi çok iyi hissediyorum. Allah bozmasın.
akıllı kadınların aykırı fikirleri, hayatları, aşkları, doğruları, yanlışları
30 Mayıs 2012 Çarşamba
Dukan Diyeti 1. ay sonuçları :
Dukan Diyetine başlayalı neredeyse 1 ay oluyor. 1 aydır % 90 oranında diyete sadık kaldım. Hiç spor mpor yapmadım. Yapamadım. İşler ve seyahatler çok fazlaydı. Ama hiç açlık da hissetmedim. Hatta bazen fazla tokluk hissi oldu. Ama aralarda özellikle girdiğim tatlı krizlerinden dolayı, Bay Dukan hiç kusura bakmasın da resmen 1 ayda 2 kavanoz şekersiz şokella götürdüm. Ne yapayım o tatlı kriz zamanları gözüm birşey görmüyordu. Bu arada Dukan Galetası denen hemen her Dukan diyet sitesinde olan ekmek yerine geçebilecek yulaf kepeğinden yapılma nesne konusunda da uzman oldum. Ben bu galetayı biraz modifiye ettim. Yulaf kepeğini azalttım. Her sabah yapıyorum. Bunun en büyük avantajı ise mikrodalga fırında 4+4 dakikada anında yapılabilmesi. Konusu gelmişken tarifi de yazayım da :
1 Yemek kaşığı Yulaf Kepeği (Doğadan)
2 Yemek kaşığı Yağsız Süttozu (yağsız olanı Metro'da satılıyor)
1 Yemek kaşığı Labne Peyniri (Metro'dan aldım. Markası Horeca 1 kg lık ambalajda fiyatı daha uygun)
3 Yemek Kaşığı Yağsız Süt
1 Yumurta
1 Tatlı Kaşığı Kabartma Tozu
Birçak damla ister vanilya aroması ister limon aroması (bu aroma malzemesini de bu diyetle birlikte duydum ve genellikle 2-3 M Migros'larda satılıyor)
Bunları karıştırıp bir borcam kapağına döküp üstüne biraz çörekoyu serpeleyip 4 dakika 1 tarafını ve sonra çevirip 4 dakika da diğer tarafını 600 W 'da pişirince ekmek yerine geçebilecek bir yiyecek elde ediyorsunuz.
Ekmek yerine bunu yiyip, genellikle et, tavuk, balık beslenince ve sebze günlerinde biraz fasulye, 1 kabak, 1 patlıcan, 1 kereviz, 1 kırmızı sivri biber, 1 yeşil sivri biber, biraz da kuşbaşı et katılarak yağsız türlü yiyince bu iş oldu.
Ve sonuca gelince, ben 29 günde toplam 3 kilo verdim. Bu diyeti uygulayan diğer insanlara oranla az bir kilo kaybı ama ben arada 1 gece yarım şişe kırmızı şarap, toplamda 3 gün olmak üzere 5-6 bira gibi kaçamaklar yaptım. Hiç spor yapmadım. Hiç meyve yemedim. Uçakta verilen sandviçlerden dayanamayıp 2 tane yedim. Bu arada ekmeğe gerçekten hasret kalmışım:((((( Neyse sonuç olarak terazide görünen 3 kilo olmasına rağmen benim giysilerimden gördüğüm en az 5 kiloluk bir kilo kaybı efekti var. Bu sevindirici. Bel kısmı resmen yağdan arındırılmış incecik bir bel oldu. Kalçalarım şekillendi. Kollarım teyze görüntüsünden kurtuldu. Resmen kalçam ve kollarım inceldi.Sanırım şu yandaki resimde ortadaki boyuta dönüştüm.
Genel olarak diyete başlarken herkesin heryerde anlattığı veya yazdığı gibi 8-10 kilolar kaybedemesemde ben gidişattan memnunum. Ben zaten kolay kilo veremem. Heleki son yıllarda Lida vs gibi haplar kullanarak kilo verip almış biri olarak 1 ayda çok fazla kilo kaybı olamayacağını tahmin ediyordum ama 3 kilo kaybına rağmen açıkçası görüntünün bu kadar yağsız ve fite yakın olabileceğini hiç düşünmemiştim.
Memnunum durumdan. Devam ediyorum. Hedef 10 kilo terazide ama anladığım şu ki; ben terazide 10 kilo kayıp gördüğümde görüntüm 15-20 kilo kaybetmiş gibi olacak. Hadi bakalım bana kolay gelsin.......
1 Yemek kaşığı Yulaf Kepeği (Doğadan)
2 Yemek kaşığı Yağsız Süttozu (yağsız olanı Metro'da satılıyor)
1 Yemek kaşığı Labne Peyniri (Metro'dan aldım. Markası Horeca 1 kg lık ambalajda fiyatı daha uygun)
3 Yemek Kaşığı Yağsız Süt
1 Yumurta
1 Tatlı Kaşığı Kabartma Tozu
Birçak damla ister vanilya aroması ister limon aroması (bu aroma malzemesini de bu diyetle birlikte duydum ve genellikle 2-3 M Migros'larda satılıyor)
Bunları karıştırıp bir borcam kapağına döküp üstüne biraz çörekoyu serpeleyip 4 dakika 1 tarafını ve sonra çevirip 4 dakika da diğer tarafını 600 W 'da pişirince ekmek yerine geçebilecek bir yiyecek elde ediyorsunuz.
Ekmek yerine bunu yiyip, genellikle et, tavuk, balık beslenince ve sebze günlerinde biraz fasulye, 1 kabak, 1 patlıcan, 1 kereviz, 1 kırmızı sivri biber, 1 yeşil sivri biber, biraz da kuşbaşı et katılarak yağsız türlü yiyince bu iş oldu.
Ve sonuca gelince, ben 29 günde toplam 3 kilo verdim. Bu diyeti uygulayan diğer insanlara oranla az bir kilo kaybı ama ben arada 1 gece yarım şişe kırmızı şarap, toplamda 3 gün olmak üzere 5-6 bira gibi kaçamaklar yaptım. Hiç spor yapmadım. Hiç meyve yemedim. Uçakta verilen sandviçlerden dayanamayıp 2 tane yedim. Bu arada ekmeğe gerçekten hasret kalmışım:((((( Neyse sonuç olarak terazide görünen 3 kilo olmasına rağmen benim giysilerimden gördüğüm en az 5 kiloluk bir kilo kaybı efekti var. Bu sevindirici. Bel kısmı resmen yağdan arındırılmış incecik bir bel oldu. Kalçalarım şekillendi. Kollarım teyze görüntüsünden kurtuldu. Resmen kalçam ve kollarım inceldi.Sanırım şu yandaki resimde ortadaki boyuta dönüştüm.
Genel olarak diyete başlarken herkesin heryerde anlattığı veya yazdığı gibi 8-10 kilolar kaybedemesemde ben gidişattan memnunum. Ben zaten kolay kilo veremem. Heleki son yıllarda Lida vs gibi haplar kullanarak kilo verip almış biri olarak 1 ayda çok fazla kilo kaybı olamayacağını tahmin ediyordum ama 3 kilo kaybına rağmen açıkçası görüntünün bu kadar yağsız ve fite yakın olabileceğini hiç düşünmemiştim.
Memnunum durumdan. Devam ediyorum. Hedef 10 kilo terazide ama anladığım şu ki; ben terazide 10 kilo kayıp gördüğümde görüntüm 15-20 kilo kaybetmiş gibi olacak. Hadi bakalım bana kolay gelsin.......
5 Mayıs 2012 Cumartesi
Dukan Diyeti 5. Gün Menüsü
4 günlük ATAK aşaması bitti. Artık SEYİR aşamasına başladım. Buna nasıl karar verdim derseniz, açtım dukandiet.com 'u ve Dukan Amcaya sordum. Bu arada resmini de ilk defa gördüm. Güven uyandıran orta yaşın üstünde tipi fena sayılmayaz bir Fransız Amca. (bence sanki biraz Cezayirlilik var gibi) Sayfasında bir form var, doldurunca diyet süreci ortaya çıkıyor. Benim süreç uzun maalesef. 4 gün atak, 97 gün seyir, 139 gün de koruma:((((((
Valla ben 19 Mayısa kadar 5 kiloyu bir vereyim de, sevgilim bakalım anlayacakmı kilo kaybını?
Neyse.... Diyetin 5. günü seyir aşamasının 1. günü menüsünde sabah yağsız tavada bildiğiniz omlet yaptım. Tabiiki tuzsuz ve yarım çorba kaşığı yulaf kepeği ile.
Öğlen karnım pek acıkmadı. Sadece yoğurt ile yulaf kepeği yedim.
Akşama ise schnitzel için hazırlanmış ince tavuk filetolarını 1 yumurta ile karıştırılmış yulaf kepeğine bulayıp yağsız tavada kızarttım. Tabakta üzerine kırmızı biber ve karabiber ile yedim. Çok güzel oldu.
Bugün bir offsaytım yok. Ne çikolata ne de içki filan ayıp şeyler yapmadım. Temizim:))))
Valla ben 19 Mayısa kadar 5 kiloyu bir vereyim de, sevgilim bakalım anlayacakmı kilo kaybını?
Neyse.... Diyetin 5. günü seyir aşamasının 1. günü menüsünde sabah yağsız tavada bildiğiniz omlet yaptım. Tabiiki tuzsuz ve yarım çorba kaşığı yulaf kepeği ile.
Öğlen karnım pek acıkmadı. Sadece yoğurt ile yulaf kepeği yedim.
Akşama ise schnitzel için hazırlanmış ince tavuk filetolarını 1 yumurta ile karıştırılmış yulaf kepeğine bulayıp yağsız tavada kızarttım. Tabakta üzerine kırmızı biber ve karabiber ile yedim. Çok güzel oldu.
Bugün bir offsaytım yok. Ne çikolata ne de içki filan ayıp şeyler yapmadım. Temizim:))))
Dukan Diyeti 4. Gün Sonucu : 600 gram azalma, toplamda 2200 gram azalma
Fena değil şahsen.... Ben ki uzun zamandır diyet yaparak 4 günde 2,2 kilo verememiştim. Bu sefer bir de kendimi disipline buluyorum şahsen (her ne kadar 4 gün içinde 1 tadelle ve 1 bira içmiş olsamda)
Dukan Diyeti 4. Gün Menüsü
Sabah doğranmış maydanozu beyaz peynir içine karıştırıp üzerine yarım çorba kaşığı yulaf kepeği koydum.
Öğlen yoğurt içine sadece yulaf kepeği karıştırarak yedim.
Akşam haşlanmış etin içine kırmızı biber, karabiber, maydanoz ve üzerine yulaf kepeği koyarak yedim.
Bugün mutlu bir olay sebebiyle kendimi kaybedip 1 Miller bira içtim. (yapmamam gereken bişi)
Öğlen yoğurt içine sadece yulaf kepeği karıştırarak yedim.
Akşam haşlanmış etin içine kırmızı biber, karabiber, maydanoz ve üzerine yulaf kepeği koyarak yedim.
Bugün mutlu bir olay sebebiyle kendimi kaybedip 1 Miller bira içtim. (yapmamam gereken bişi)
Dukan Diyeti 3. Gün Sonucu : 400 gr kayıp, toplamda 1600 gr kayıp
Tabiiki dünkü tatlı krizini yenemeyip mideme indirdiğim 1 tadelle bugün sadece 400 gram vermeme sebep oldu. Bir daha böyle hatalara düşmeyelim sayın vücudum...
Dukan Diyeti 3. Gün Menüsü
Sabah 2 yumurta+peynir+maydanoz+karabiber+kırmızı biber+ yarım çorba kaşığı yulaf kepeği karıştırıp omlet yaptım.
Öğlen tavuk haşlayıp küçük parçalara kesip kırmızı biber yoğurt ve yine yarım çorba kaşığı yulaf kepeğiyle karıştırıp yedim.
Akşam yoğurt içine 1 diş sarmısak, maydanoz, nane, kırmızı biber ve yarım yemek kaşığı yulaf kepeği karışımını yedim.
Açlık hissetmedim ama korkunç boyuta varan tatlı isteğimi yenemeyip bir tadelle yedim. Biraz vicdan azabı var....:(
Öğlen tavuk haşlayıp küçük parçalara kesip kırmızı biber yoğurt ve yine yarım çorba kaşığı yulaf kepeğiyle karıştırıp yedim.
Akşam yoğurt içine 1 diş sarmısak, maydanoz, nane, kırmızı biber ve yarım yemek kaşığı yulaf kepeği karışımını yedim.
Açlık hissetmedim ama korkunç boyuta varan tatlı isteğimi yenemeyip bir tadelle yedim. Biraz vicdan azabı var....:(
3 Mayıs 2012 Perşembe
Dukan Diyeti 2. Gün Sonucu : 800 gr/gün kayıp, 2 günde toplam kayıp 1200 gr
Evetttt 2. günde de 800 gr vermişim. Toplam kilo kaybı 1200 gr oldu. Bazen açlık hissediyorum. O zamanlarda peynir yiyorum. Ama genel olarak iyi gidiyor. Çok zorlanma yok şimdilik.
2 Mayıs 2012 Çarşamba
Dukan Diyeti 2.Gün Menüsü:
Sabah beyaz peynir ile ince doğranmış maydanozu karıştırıp içine de yarım yemek kaşığı yulaf kepeği ekleyerek istediğim kadar şekersiz çay ve kahve ile kahvaltı yaptım.
Öğlen ise yoğurt (istediim kadar) içine yine doğranmış maydanoz ve yarım yemek kaşığı yulaf kepeği
Akşam 2 yumurta içine peynir, maydanoz ve yarım yemek kaşığı yulaf kepeği.
Canım çok tatlı istediğinde ya biraz Cola Zero veya yoğurdun içine 1-2 çilek doğrayıp yiyorum.
Hayatımda hiç bu kadar yoğurt ve maydanoz yememiştim sanırım. Hele yulaf kepeğini hiç yememiştim. Ama zorlamıyor şahsen.
Yarın sabaha bugünün kilo kaybını da bildireceğim.
Öğlen ise yoğurt (istediim kadar) içine yine doğranmış maydanoz ve yarım yemek kaşığı yulaf kepeği
Akşam 2 yumurta içine peynir, maydanoz ve yarım yemek kaşığı yulaf kepeği.
Canım çok tatlı istediğinde ya biraz Cola Zero veya yoğurdun içine 1-2 çilek doğrayıp yiyorum.
Hayatımda hiç bu kadar yoğurt ve maydanoz yememiştim sanırım. Hele yulaf kepeğini hiç yememiştim. Ama zorlamıyor şahsen.
Yarın sabaha bugünün kilo kaybını da bildireceğim.
1 Mayıs 2012 Salı
Gün 1 : Ve Dukan Diyeti Maratonu Başladı.....
Evet bugün o gündür. Son 2 yıldır homini gırtlak yediğim ve 10 kilo aldığım günlere veda etmek üzere bugün Dukan Diyetime başlamış bulunuyorum. Vatana millete bana sevgilime hepimize hayırlı olsun.....
Aslında son 1 haftadır başlamayı düşünüyordum ama annem 5 gün önce başlayıp da 3 kilo verince ben de bir gaza geldim. Asıl kilo vermesi gereken benim dolayısıyla burada kilo verecek biri varsa o da benim dedim ve bu sabah kararlı bir şekilde başladım. Son birkaç seneye kadar her diyete başladığımda kararlı başlar ve gerçekten minimum 10 kilo verir ve kiminle iddiaya girdiysem ben kazanırdım. Ama 2 yıldır maalesef kendime ve vücuduma hakim olamadığımdan bir türlü disipline olup da adam akıllı kilo verip sahalara pardon plajlara şöyyyle gönlümce akamadım. Halbuki son zamanlarda kendime öyle bikiniler aldım ki hepsi bir içim su ama içine ben girince içi dolu fıçıcığa dönüyorlar. En azından o kadar bikininin hayrına bari bu sene zayıflayıp haklarını vereyim dedim. Göreceğiz bakalım. Hergün kilo kayıplarını (dikkatinizi çekerim gram değil kilo :))) kaybı, yani o kadar iddialıyım) buradan açıklayacağım. Ama maalesef kendime saygımdan şu anki kilomu yazmıyorum. Bu zayıflama olayından sevgilimin haberi yok. Ona da bir sürpriz yapacağım. 1 ay sonra gördüğünde bakalım nasıl bulacak?
Gelelim bu günkü yediklerime ve yemediklerime :
Sabah kahvaltısı olarak 2 yumurta, istediğim kadar peynir, karabiber, ince kıyılmış maydanoz ile yarım yemek kaşığı yulaf kepeğini karıştırıp yağsız tavada omlet yaptım. Valla acayip güzel oldu. Bir tek biraz da tuzu olsaydı ama olsun yine de çok güzeldi.
Öğlen yemeğinde kıyma, ince doğranmış soğan, ince doğranmış maydanoz ve yarım yemek kaşığı yulaf kepeğini yağsız tavada pişirdim. O da çok güzel oldu. Yanına da yoğurt koyunca oldu bana kebap:))
Bu yulaf kepeği dediğimiz nesne aslında hayvanlara yedirilen bildiğimiz küspemsi birşey. Ama Dukan diyetinin olmazsa olmazıymış. Bizde kaptırdık gidiyoruz yulaf kepeğine bakalım sonumuz hayır olsun. Bu yulaf kepeğini yedikten sonra üstüne su içince midede 25 katına şişdiğinden tokluk hissi yaratmada çok başarılı. O yüzden bugün toplamda minimum 1.5 litrede su içmem gerekiyor. Şu an saat 18:00 itibariyle 1 litresi içildi. Çay kahve şekersiz olmak kaydıyla serbest ve Cola Zero veya Diet Cola içilebiliyor. Aslında bence iyi oluyor çünkü aralarda acayip tatlı istiyor canım. Diyetteyiz ya artık gözümün önünden Beyrut baklavalarımı geçmiyor, Hatay künefelerimi geçmiyorrr ama susuyorum. Söyledikçe daha çok canım çekiyor.
Akşam menüsünde haşlanmış dana eti ve yoğurt ve yine yarım yemek kaşığı küspe pardon yulaf kepeği var. Ama şimdi canım bişiler yemek istedi ve peynir yiyorum. Yanında hiç birşey olmadan.
Bu arada protein olan herşey serbest. Dilediğin kadar ye. Bu ilk hafta veya 10 gün (ben 10 gün yapmayı planlıyorum) atak aşaması olduğundan sadece protein alıp önce vücumuzdaki depolardaki sevgili yağlarımıza elveda diyoruz.
Haydi bakalım Brigitte Jones misali bu sefer diyeti halka arz ederek yapacağımdan başarılı olmaya mecburum. Haydi kilolar size yallah turizm beni rahat bırakın. Öptüm sizi ...
Aslında son 1 haftadır başlamayı düşünüyordum ama annem 5 gün önce başlayıp da 3 kilo verince ben de bir gaza geldim. Asıl kilo vermesi gereken benim dolayısıyla burada kilo verecek biri varsa o da benim dedim ve bu sabah kararlı bir şekilde başladım. Son birkaç seneye kadar her diyete başladığımda kararlı başlar ve gerçekten minimum 10 kilo verir ve kiminle iddiaya girdiysem ben kazanırdım. Ama 2 yıldır maalesef kendime ve vücuduma hakim olamadığımdan bir türlü disipline olup da adam akıllı kilo verip sahalara pardon plajlara şöyyyle gönlümce akamadım. Halbuki son zamanlarda kendime öyle bikiniler aldım ki hepsi bir içim su ama içine ben girince içi dolu fıçıcığa dönüyorlar. En azından o kadar bikininin hayrına bari bu sene zayıflayıp haklarını vereyim dedim. Göreceğiz bakalım. Hergün kilo kayıplarını (dikkatinizi çekerim gram değil kilo :))) kaybı, yani o kadar iddialıyım) buradan açıklayacağım. Ama maalesef kendime saygımdan şu anki kilomu yazmıyorum. Bu zayıflama olayından sevgilimin haberi yok. Ona da bir sürpriz yapacağım. 1 ay sonra gördüğünde bakalım nasıl bulacak?
Gelelim bu günkü yediklerime ve yemediklerime :
Sabah kahvaltısı olarak 2 yumurta, istediğim kadar peynir, karabiber, ince kıyılmış maydanoz ile yarım yemek kaşığı yulaf kepeğini karıştırıp yağsız tavada omlet yaptım. Valla acayip güzel oldu. Bir tek biraz da tuzu olsaydı ama olsun yine de çok güzeldi.
Öğlen yemeğinde kıyma, ince doğranmış soğan, ince doğranmış maydanoz ve yarım yemek kaşığı yulaf kepeğini yağsız tavada pişirdim. O da çok güzel oldu. Yanına da yoğurt koyunca oldu bana kebap:))
Bu yulaf kepeği dediğimiz nesne aslında hayvanlara yedirilen bildiğimiz küspemsi birşey. Ama Dukan diyetinin olmazsa olmazıymış. Bizde kaptırdık gidiyoruz yulaf kepeğine bakalım sonumuz hayır olsun. Bu yulaf kepeğini yedikten sonra üstüne su içince midede 25 katına şişdiğinden tokluk hissi yaratmada çok başarılı. O yüzden bugün toplamda minimum 1.5 litrede su içmem gerekiyor. Şu an saat 18:00 itibariyle 1 litresi içildi. Çay kahve şekersiz olmak kaydıyla serbest ve Cola Zero veya Diet Cola içilebiliyor. Aslında bence iyi oluyor çünkü aralarda acayip tatlı istiyor canım. Diyetteyiz ya artık gözümün önünden Beyrut baklavalarımı geçmiyor, Hatay künefelerimi geçmiyorrr ama susuyorum. Söyledikçe daha çok canım çekiyor.
Akşam menüsünde haşlanmış dana eti ve yoğurt ve yine yarım yemek kaşığı küspe pardon yulaf kepeği var. Ama şimdi canım bişiler yemek istedi ve peynir yiyorum. Yanında hiç birşey olmadan.
Bu arada protein olan herşey serbest. Dilediğin kadar ye. Bu ilk hafta veya 10 gün (ben 10 gün yapmayı planlıyorum) atak aşaması olduğundan sadece protein alıp önce vücumuzdaki depolardaki sevgili yağlarımıza elveda diyoruz.
Haydi bakalım Brigitte Jones misali bu sefer diyeti halka arz ederek yapacağımdan başarılı olmaya mecburum. Haydi kilolar size yallah turizm beni rahat bırakın. Öptüm sizi ...
27 Nisan 2012 Cuma
Kadınlar Susarak Gider...
KADINLAR SUSARAK GİDER
Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için.
Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez.
Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der.
Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir.
Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar.
Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar.
Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır.
Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma!
Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır.
Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.
Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının.
Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur.
Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.
Kadın susarak gider!
En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir.
O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir.
Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir.
Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir.
Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir.
Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider.
Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır.
Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.
CEMAL SÜREYA
Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için.
Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez.
Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der.
Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir.
Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar.
Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar.
Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır.
Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma!
Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır.
Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.
Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının.
Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur.
Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.
Kadın susarak gider!
En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir.
O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir.
Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir.
Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir.
Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir.
Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider.
Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır.
Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.
CEMAL SÜREYA
22 Nisan 2012 Pazar
Las Vegas Bellagio bir efsaneymiş meğer
Bellagio'ya girdiğimizde aslında otelin bana ne ifade etmesi gerektiği gerçekten bilmiyorum. Meğer Ocean's Eleven ve Twelve bu otelde çekilmiş. Ama otelin girişi gerçekten ihtişamıyla herkesi etkileyecek yapıda. Tavanda asılı cam çiçeklerin renklerinin ihtişamı ve daha otele girer girmez elinde sigara ile dolaşan Arap Şeyhi tarzlı tipler birden nerede olduğunuza dair işaretler vermeye başlıyor. Yine camdan yapılmış kocaman kuğu kuş ve çiçek heykeller otelin çeşitli yerlerini süslüyor. Otelde check in yaptırdıktan sonra asıl sürprizle odaya çıktığımda karşılaştım. Odaya çıkmadan aslında odanın water show denilen ünlü su şovunun olduğu tarafa değilde arka tarafa baktığını duyduğumda önce üzüldüysem de odaya girip de pencereden dışarıya baktığımda aksine çok sevindim. Çünkü Temmuz ayı olduğundan Las Vegas'da hava deli sıcaktı ve Las Vegas'a geldiğimiz dakikadan itibaren bu şehrin sadece casinolardan ibaret olduğu önyargım otelin havuzunu görünce birden değişti. Lobiden odalara giden yol boyunca gördüklerimden dolayı tüm otelde konaklayan insanların makineler başında veya masalarda kumar oynadığını düşnüştüm ama yanılmışım. Dışarıdada insan dolu. Ve oda çok yüksek bir katta olduğundan aşağıda havuz seviyesinden 1-2 kat daha üstteki VIP odaları da ve onların kendilerine özel havuzlarını da görebiliyordum. O odalarda kimbilir hangi ünlüler kalıyordur.
Üstümü değiştirip sigara içebilmek için aşağıya indim. Çünkü otelin lobisi dahil makinelerin olduğu mekanda serbest olan sigara içmek odada yasaktı. Aşağıda önce sigaramı içip sonra da casino daki makineleri keşife başladım. Ben kumardan korkarım. O yüzden en küçük makinelerde 5 Cent hatta 1 Cent'lik makinelerde ısınma turlarına başladım. 5 Dolar kaybetsem hemen makineden kalkıyordum. Ve başka bir makinede kaybı kazanıyordum. Bir yandan bedava içkiler, bir yandan sigara, bir yandan Jack Pot sesleri valla keyfim yerindeydi. Bazen yan makinede oynayan biriyle laflıyor bazen dolaşıp diğer makineleri keşfediyor ve maksimum 25-30 Dolar kaybedip tekrar kazanıyordum. Sonunda bir denizkızları dolu makinenin karşısında yine korkak korkak 1 Cent gibi komik rakamlarla oynarken birden değişik bir ekran çıktı karşıma. Denizkızlarının hazinelerini açmaya başladım. Sonra o ekran beni başka bir ekrana götürdü ve derken ben daha ne olduğunu anlayamadan bir çok ses çıkmaya başladı makineden. Ben izliyorum ama ne olduğunu da anlayamıyorum. Sanıyorum ki önümde beliren rakamlar filan bana bu maknede ne kadar kazanılabileceğini gösteriyor hani demo gibi. Ama tüm sesler ve ekran durdu ve ekranda 999 Dolar kazandınız yazıyordu. İnanamadım. Hiç birşeye dokunmayıp ekrana bakakaldım. Sonra biraz kendime gelince yine inanmaz bir şekilde çeki bi yazdırayım bakıyım benim 25 Dolarım hala sağlam duruyormu derken çeki bir yazdırdım ki gerçekten 999 Dolar kazanmışım. O kadar anlayamaz ve inanamaz durumdaydım ki yanımdaki bana bakarken çeki sanki çok normal bir şeymiş edasıyla elime alıp yüzümde şapşal bir ifadeyle yürümeye başladım. Karşıdan beni gören eniştem yüzümün halini görünce "eyvah acayip kaybetti galiba" diye düşünmüş içinden. Karşısında durup elimdeki çeki gösterince "yıllardır gelirim bir seni gördüm kazanan" dedi. Oh be sonunda bende birşey kazandım şu hayatta. Hem de kumardan nefret eden biri olarak sırf bedava içki ve sigara içmek uğruna oynarken....Makus kaderim ufaktan değişiyormu nedir????? Neyse ne hayatımda da ilk gerçek kumar oynayışım dillere destan Bellagio'da ve 999 Dolar kazanarak oldu ya bene artık bir ömür yeter....
Bu arada Bellagio gerçekten Las Vegas'daki en güzel otel. Diğerlerinin tamamını olmasa da ilk 5 de olanlarını gezdim. Bizim Bellago gibisi yoktu.
Üstümü değiştirip sigara içebilmek için aşağıya indim. Çünkü otelin lobisi dahil makinelerin olduğu mekanda serbest olan sigara içmek odada yasaktı. Aşağıda önce sigaramı içip sonra da casino daki makineleri keşife başladım. Ben kumardan korkarım. O yüzden en küçük makinelerde 5 Cent hatta 1 Cent'lik makinelerde ısınma turlarına başladım. 5 Dolar kaybetsem hemen makineden kalkıyordum. Ve başka bir makinede kaybı kazanıyordum. Bir yandan bedava içkiler, bir yandan sigara, bir yandan Jack Pot sesleri valla keyfim yerindeydi. Bazen yan makinede oynayan biriyle laflıyor bazen dolaşıp diğer makineleri keşfediyor ve maksimum 25-30 Dolar kaybedip tekrar kazanıyordum. Sonunda bir denizkızları dolu makinenin karşısında yine korkak korkak 1 Cent gibi komik rakamlarla oynarken birden değişik bir ekran çıktı karşıma. Denizkızlarının hazinelerini açmaya başladım. Sonra o ekran beni başka bir ekrana götürdü ve derken ben daha ne olduğunu anlayamadan bir çok ses çıkmaya başladı makineden. Ben izliyorum ama ne olduğunu da anlayamıyorum. Sanıyorum ki önümde beliren rakamlar filan bana bu maknede ne kadar kazanılabileceğini gösteriyor hani demo gibi. Ama tüm sesler ve ekran durdu ve ekranda 999 Dolar kazandınız yazıyordu. İnanamadım. Hiç birşeye dokunmayıp ekrana bakakaldım. Sonra biraz kendime gelince yine inanmaz bir şekilde çeki bi yazdırayım bakıyım benim 25 Dolarım hala sağlam duruyormu derken çeki bir yazdırdım ki gerçekten 999 Dolar kazanmışım. O kadar anlayamaz ve inanamaz durumdaydım ki yanımdaki bana bakarken çeki sanki çok normal bir şeymiş edasıyla elime alıp yüzümde şapşal bir ifadeyle yürümeye başladım. Karşıdan beni gören eniştem yüzümün halini görünce "eyvah acayip kaybetti galiba" diye düşünmüş içinden. Karşısında durup elimdeki çeki gösterince "yıllardır gelirim bir seni gördüm kazanan" dedi. Oh be sonunda bende birşey kazandım şu hayatta. Hem de kumardan nefret eden biri olarak sırf bedava içki ve sigara içmek uğruna oynarken....Makus kaderim ufaktan değişiyormu nedir????? Neyse ne hayatımda da ilk gerçek kumar oynayışım dillere destan Bellagio'da ve 999 Dolar kazanarak oldu ya bene artık bir ömür yeter....
Bu arada Bellagio gerçekten Las Vegas'daki en güzel otel. Diğerlerinin tamamını olmasa da ilk 5 de olanlarını gezdim. Bizim Bellago gibisi yoktu.
21 Nisan 2012 Cumartesi
Bim Bam Bom Çatlasın Düşmanlar....
Bim Bam Bom Çatlasın Düşmanlar, Benim de Artık Bir Sevgilim Var......
Bu şarkıyı çocukken öyle çok severdim ki... Büyüyünce dinlediğimde anladım ki parça aslında tam bir çocuk şarkısıymış. Zaten şimdi hatırlıyorum da düşman çatlatacağı sevgilisi de sevimli bir ayıcıktı. Yıllardır bu parça aklıma geldikçe içimden derdim : Şöyle de kendi kendime bile içimden bağırarak şu şarkıyı söylemedim ya.... Yazıklar olsun size erkekler....
Ama artık gerçekten bağırabilirim. Benimde artık bir sevgilim var. Hem de öyle anlayışlı, öyle karizmatik, öyle tatlı ki....Hem de maço ruhlu hem de esmer hemde tam sevdiğim gibi biri yaaaa.....Yıllardır böyle bir insanın karşıma çıkma olasılığını o kadar imkansız buluyordum ki , ben bile inanamıyorum bazen.Aman dilimi ısırayım, tahtaya vurayım filan. Yani ne yapmam gerekiyorsa yapayım. Çünkü kendimi çok şanslı buluyorum onu tanıdığım için.
Yıllardır İstanbul'da yaşıyorum, yani 17 yıl, ve hiç bir hafta sonu Galata Kulesine gitmeyi düşünmedim. Ta ki o uzaklardan gelip beni götürünceye kadar. Ben biraz böyle tarihi mekanlara filan pek meraklı biri değilim genelde. Bunca yıldır Galata Kulesine, bu şehirdeki bilmem kaç tane saraya, müzelere filan gitmeyişimin ana sebebi de budur ama insan sevdiği biriyle gidince zevkli olabiliyormuş. Üstelik de Galata Kulesinden önce Mevlevihane'yi gezdik. Hatta önceki gün de Yıldız Şale Sarayı'nı gezdik. Hani hızlandırılmış tarih kursu gibi bişeydi benim için ama gerçekten yanımda onunla gezince zevk aldım. Biraz yağmur abartılı yağdığından Arap Camii'ne gidemedik ama iyi de oldu şahsen. Bünyem bu kadar tarihi kaldıramayabilirdi. Ama onunla aynı duvarlara bakmaktan, aynı manzarayı görmekten, aynı havayı solumaktan o kadar hoşnuttum ki ...Yani yürümeyi sevmem ama bayağı da yürüdük onunla. Biraz söylenip şımarıklığımı da yapmaktan geri kalmadım. Ama o öyle anlayışlı biri ki tarih gezimizin aralarına oturduğumuz kafelerde 51 oynama, bira içme gibi eğlenceler serpiştirince onun gözlerinin içine bakıp sürekli gülmekten kendimi alamadım. Yıllardır gerçekten eğlenebiliyorum. Gerçekten mutlu hissediyorum. Hemde bunları içimi titreten bir erkekle yapabiliyorum. E ben daha ne isteyeyim ki....
Çatlasın Düşmanlar Benim de Artık Bir Sevgilim Varrrrrrrrrrr............
Bu şarkıyı çocukken öyle çok severdim ki... Büyüyünce dinlediğimde anladım ki parça aslında tam bir çocuk şarkısıymış. Zaten şimdi hatırlıyorum da düşman çatlatacağı sevgilisi de sevimli bir ayıcıktı. Yıllardır bu parça aklıma geldikçe içimden derdim : Şöyle de kendi kendime bile içimden bağırarak şu şarkıyı söylemedim ya.... Yazıklar olsun size erkekler....
Ama artık gerçekten bağırabilirim. Benimde artık bir sevgilim var. Hem de öyle anlayışlı, öyle karizmatik, öyle tatlı ki....Hem de maço ruhlu hem de esmer hemde tam sevdiğim gibi biri yaaaa.....Yıllardır böyle bir insanın karşıma çıkma olasılığını o kadar imkansız buluyordum ki , ben bile inanamıyorum bazen.Aman dilimi ısırayım, tahtaya vurayım filan. Yani ne yapmam gerekiyorsa yapayım. Çünkü kendimi çok şanslı buluyorum onu tanıdığım için.
Yıllardır İstanbul'da yaşıyorum, yani 17 yıl, ve hiç bir hafta sonu Galata Kulesine gitmeyi düşünmedim. Ta ki o uzaklardan gelip beni götürünceye kadar. Ben biraz böyle tarihi mekanlara filan pek meraklı biri değilim genelde. Bunca yıldır Galata Kulesine, bu şehirdeki bilmem kaç tane saraya, müzelere filan gitmeyişimin ana sebebi de budur ama insan sevdiği biriyle gidince zevkli olabiliyormuş. Üstelik de Galata Kulesinden önce Mevlevihane'yi gezdik. Hatta önceki gün de Yıldız Şale Sarayı'nı gezdik. Hani hızlandırılmış tarih kursu gibi bişeydi benim için ama gerçekten yanımda onunla gezince zevk aldım. Biraz yağmur abartılı yağdığından Arap Camii'ne gidemedik ama iyi de oldu şahsen. Bünyem bu kadar tarihi kaldıramayabilirdi. Ama onunla aynı duvarlara bakmaktan, aynı manzarayı görmekten, aynı havayı solumaktan o kadar hoşnuttum ki ...Yani yürümeyi sevmem ama bayağı da yürüdük onunla. Biraz söylenip şımarıklığımı da yapmaktan geri kalmadım. Ama o öyle anlayışlı biri ki tarih gezimizin aralarına oturduğumuz kafelerde 51 oynama, bira içme gibi eğlenceler serpiştirince onun gözlerinin içine bakıp sürekli gülmekten kendimi alamadım. Yıllardır gerçekten eğlenebiliyorum. Gerçekten mutlu hissediyorum. Hemde bunları içimi titreten bir erkekle yapabiliyorum. E ben daha ne isteyeyim ki....
Çatlasın Düşmanlar Benim de Artık Bir Sevgilim Varrrrrrrrrrr............
18 Nisan 2012 Çarşamba
Keşke ...
Keşke .... o kadar çok keşke var ki hayatımda....Oysa üniversitedeyken söz vermiştik 4 kız birbirimize keşke olmasın ilerleyen hayatlarımızda diye....Önce ilk kız çıktı hayatımızdan. Üniversiteden mezun olamamıştık henüz ama iş başvuruları başlamıştı bir yandan. O bize ilk olmayan ama son kazığını atarak bize ,bizden habersiz hepimizin hararetle beklediği bir kamu pozisyonuna başvurusunu yapmış meğer. Ve biz uyanıncaya kadar başvuru süreci kapanmış. Bu vesileyle aramızdan kopartttık onu. Mezuniyet töreninde yalnız ve tekti. Artık bizden değildi. Budur içimizden 4.nün bitişi ve yitişi. Ama sonrasında 21 yıldır diğer üçlü birlikteydik ve söz vermiştik keşke demeyelim hayatamızda, keşke dememek için ne gerekiyorsa yaşayalım diye. Ama olmadı. Benim için keşkeler var hala hayatımda. Mesela keşke bugünkü aklım olsaydı da bu kadar dik kafalı olmasaydım. Keşke 31 yaşında evlenmeseydim. Madem o yaşa kadar evlenmemişim niye evleniyorum ? (tamamıyla toplum baskısı) Keşke başarılı olmaya bu kadar kanalize olmayıp sadece hayatın tadını çıkarabilseydim. Keşke daha feminen olsaydım. Keşke gittiğim yerleri sadece iş değil başka gözle de görebilseydim. Keşke tanıştığım insanları iş mesafesiyle değil insancıl mesafeyle tanımaya olanak tanısaydım kendime. Keşke bu şehirde yaşamasaydım, keşke hiç ağlamasaydım vs vs vs...Hayata başlarken hiç keşkemiz olmasa düsturumuza rağmen keşkeler çok hayatımızda. Demek ki önüne geçilemiyormuş hayatın bize getireceklerinin. Hani kanserden korunmak için her yıl MR, Röntgen, Ultrason çektirip yine de kansere yakalanmak gibi bişey bu....
Keşke baştan bilebilseydik kaderin önüne geçilemeyeceğinin...Bu kadar başımız ağrımazdı. Kabullenirdik ve beklerdik gelecekleri başımıza.....Keşke biri deseydi 20'li yaşlarda "Keşke'nin önüne geçemezsiniz rahat olun bırakın kendinizi" diye. Bizde her yaşadığımız olayda her gittiğimiz yerde bir keşke daha alt ettik sanısına kapılmazdık.....
Keşke baştan bilebilseydik kaderin önüne geçilemeyeceğinin...Bu kadar başımız ağrımazdı. Kabullenirdik ve beklerdik gelecekleri başımıza.....Keşke biri deseydi 20'li yaşlarda "Keşke'nin önüne geçemezsiniz rahat olun bırakın kendinizi" diye. Bizde her yaşadığımız olayda her gittiğimiz yerde bir keşke daha alt ettik sanısına kapılmazdık.....
9 Nisan 2012 Pazartesi
Hayatımda Bir Değişiklik Olsa Keşke...
Canım bugünlerde değişiklik istiyor. İstanbul'da yaşamak istemiyorum. Ankara'da da yaşamak istemiyorum. Öyle Avrupa Amerika filan da değil başka bir yerde başka bir hayat yaşamak istiyorum. Daha basit, daha kolay, daha ağrısız sızısız, daha yalın bir hayat yaşasam ne güzel olur bugünlerde. Bahar geldi ama benim canım sıkılıyor. Son üç sene çok kötü geçti. Herhalde ondandır. Yürümeyen işler, yürüyecek diye girilen ama bir noktada kilit olan işler, hep anne olmak, hep düzeni yürüten bir kadın olmak yordu mu beni acab? Yordu ki şimdi bırakıp gitmek istiyorum aynen Can Dündar'ın herkesim mail box'ların dolaşan yazısı gibi. Ama kimsenin bırakıp gidemediği gibi ben de bi yere gidemiyorum. Ruhum daralıyor hep böyle mi gidecek bu düzen?
Yani acayip merak ediyorum bu büyükşehirlerde yaşarken birden karar verip hayatını değiştirip gidip Kaş'a Bodrum'a filan yerleşen insanlar nasıl gerçekleştiriyor bunu? Orda ne yiyip ne içiyorlar? Çocuklarının okullatı ne oluyor? Dün şehirdeyken bindikleri arabalardan inip bisiklete mi binmeye başlıyorlar? Ve bu işin finansal boyutunu nasıl çözüyorlar? Bir anlasam....Anlayamıyorum şahsen. Ben bugün gidiyorum desem oralarda 2 ay kalacak ne para var, ne de oralarda para kazanmama sebep olacak iş var. Yani bahçemize ekip onlarımı yiyeceğiz? Ay ben anlayamıyorum. Burayı bırakıp gitmek için bile daha 10 yıl eşek gibi çalışıp kenara para koymak gerekiyor. O da koyabilirsek yani...Bu kadar okul taksidi, benzin yeme içme arasında hangi para kenara konulacak o da belli değil.
Resmen buraya çakılıp kalmışım ben. Gidecek yerim yok. Burda çalışıp burada harcamaya mahkumum. Bu çocuğu okutup adam etmeye, işlerimi yoluna koymaya, para kazanmaya mahkumum. Çok sinir bozucu...
Bu şehir hayatı beni öldürecek.
Bırakıp gidebilen varsa lütfen nasıl yaptığını bir de bana bi anlatabilirmi?
Yani acayip merak ediyorum bu büyükşehirlerde yaşarken birden karar verip hayatını değiştirip gidip Kaş'a Bodrum'a filan yerleşen insanlar nasıl gerçekleştiriyor bunu? Orda ne yiyip ne içiyorlar? Çocuklarının okullatı ne oluyor? Dün şehirdeyken bindikleri arabalardan inip bisiklete mi binmeye başlıyorlar? Ve bu işin finansal boyutunu nasıl çözüyorlar? Bir anlasam....Anlayamıyorum şahsen. Ben bugün gidiyorum desem oralarda 2 ay kalacak ne para var, ne de oralarda para kazanmama sebep olacak iş var. Yani bahçemize ekip onlarımı yiyeceğiz? Ay ben anlayamıyorum. Burayı bırakıp gitmek için bile daha 10 yıl eşek gibi çalışıp kenara para koymak gerekiyor. O da koyabilirsek yani...Bu kadar okul taksidi, benzin yeme içme arasında hangi para kenara konulacak o da belli değil.
Resmen buraya çakılıp kalmışım ben. Gidecek yerim yok. Burda çalışıp burada harcamaya mahkumum. Bu çocuğu okutup adam etmeye, işlerimi yoluna koymaya, para kazanmaya mahkumum. Çok sinir bozucu...
Bu şehir hayatı beni öldürecek.
Bırakıp gidebilen varsa lütfen nasıl yaptığını bir de bana bi anlatabilirmi?
8 Nisan 2012 Pazar
Bugünlerde Serdar Ortaç'ın şarkısını sevgili kaderime adıyorum :
Kaderime gelsin: Kaderrrrrrrrrrr beni neden yoruyorsun?
Kardeşim senin başka işin yok mu? Bak beni yakinen tanırsin bilirsin ben aklıma koyduğumu sana rağmen yaparım. Benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynarsın hep bilirim ama bu seferki gerçekten önemli. Lütfen rica edeceğim bir yıl kadar dost olalım arkadaş olalım birbirimize çelme takmayalım. Sen oynaşalım derken ben kaybedersem sen de kaybedersin. Yapma etme bi süre bana ilişme git daha az önemli şeylerle uğraş. Bi düş yakamdan da şu işi bitireyim. Bi daha söylüyorum bu gerçekten önemli. Hayatımın olayı. Sadece benim için değil bu sefer insanlık ve ülkem için de önemli bir işe soyundum. Bir kere de yanımda ol, karşımda olma. İkimizde kazanacağız valla bak sen de çok rahat edeceksin. Şunu bi halledelim sonra yine oyun oynarsın benimle. Lütfen çok rica ediyorum beni zorlama bu sefer. Oyun oynayacak ne ruh halim ne takatim var. Yahu 40 yıldır bana oynadıklarına say da bu sefer bi izin ver işimi yapayım. Bi yorma be kaderim ...bu sefer birlikte ayni tarafta hareket edelim. Bak karsima aldim seni adam gibi anlatıyorum. Çok rica edicem bi süre bırak peşimi makusum kaderim hadi ....yallah turizm git bi dinlen dolaş bak bakalım başka yerlerde neler oluyor bitiyor, benle vakit kaybetme. Ben yapıcam bu işi hadi ikile bakalım...
Kaderime gelsin: Kaderrrrrrrrrrr beni neden yoruyorsun?
Kardeşim senin başka işin yok mu? Bak beni yakinen tanırsin bilirsin ben aklıma koyduğumu sana rağmen yaparım. Benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynarsın hep bilirim ama bu seferki gerçekten önemli. Lütfen rica edeceğim bir yıl kadar dost olalım arkadaş olalım birbirimize çelme takmayalım. Sen oynaşalım derken ben kaybedersem sen de kaybedersin. Yapma etme bi süre bana ilişme git daha az önemli şeylerle uğraş. Bi düş yakamdan da şu işi bitireyim. Bi daha söylüyorum bu gerçekten önemli. Hayatımın olayı. Sadece benim için değil bu sefer insanlık ve ülkem için de önemli bir işe soyundum. Bir kere de yanımda ol, karşımda olma. İkimizde kazanacağız valla bak sen de çok rahat edeceksin. Şunu bi halledelim sonra yine oyun oynarsın benimle. Lütfen çok rica ediyorum beni zorlama bu sefer. Oyun oynayacak ne ruh halim ne takatim var. Yahu 40 yıldır bana oynadıklarına say da bu sefer bi izin ver işimi yapayım. Bi yorma be kaderim ...bu sefer birlikte ayni tarafta hareket edelim. Bak karsima aldim seni adam gibi anlatıyorum. Çok rica edicem bi süre bırak peşimi makusum kaderim hadi ....yallah turizm git bi dinlen dolaş bak bakalım başka yerlerde neler oluyor bitiyor, benle vakit kaybetme. Ben yapıcam bu işi hadi ikile bakalım...
1 Nisan 2012 Pazar
Seyahatlerden Bir Demet : Amsterdam Bölüm 2
İlk günün akşamı ve gecesini çok uzun tutmak istemiyoruz ama yinede gece 12’ye kadar Red Light’da gezinip bir iki bara girip çıkıyoruz ve uzaklardaki otelimize erkenden dönüyoruz. Gece odada yine muhabbet devam ediyor ve uyuyakalıyoruz. Sabah güzel bir kahvaltı için kahvaltı salonunda ortalarda bir masa bulmuş ve tabaklarımızı doldurmuş ve lokmalarımızı tam ağzımıza atacakken birden havada uçan içi dolu bir tabak üstümüzden sıyırıp karşı masadaki birinin ayaklarının altında yerini alıyor. Ne olduğunu anlayamadan uçan tabağın yola çıktığı masadaki grupdan 2 kişi birden ayaklanıyorlar ve 3. Kişiyi elleri ve kollarını tutarak dışarı çıkarıyorlar. Sanırım psikolojik rahatsızlık içeren bir durum var orada. Tam anlayamıyoruz ama tabağı atan bayanın salondan dışarı çıkarken ki bakışı içime oturuyor. Çelişkili, acılı ve daha çok öc dolu bir bakışla salonu terkediyor. Biz olayı tam anlayamasak da biraz ruhumuza sıkıntı çökmüş bir şekilde kahvaltımızı bitirip yine Amsterdam şehir merkezine doğru yola çıkıyoruz. O kafede bu kafede oturup bira, çay, kahve, şarap gibi birçok içki içmekten resmen yoruluyoruz. Ama akşama kararlıyız geç saatlere kadardışarıda kalacağız. Ve hava kararıyor, biz bu sefer de o bar senin bu bar benim başlıyoruz girip çıkmaya. Bazılarında birileri selamlaşıyor bizimle, bazılarında bekarlığa veda partisi yapmak üzere dağıtmanın dibi neresiymiş görelim diyen Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden erkek grupları görüyoruz. Gerçekten dibi gören bir çok insane var sokaklarda. J
Ve 3 kız Moulin Rouge benzeri bir yerde sex show izlemek üzere içeri dalıyoruz. İkimiz daha önce seyretmiş olduğundan olayın şovdan ibaret olduğunu bilsede seyretmeyen üçüncümüz biraz girmek konusunda seksin sevgiyle olmasına inancını yitireceği şüphesiyle çekimser davransada onu ikna ediyoruz. İçerde şov başlıyor ve biraz sonra arkamızdaki sıraya üç dört kişilik bir erkek grubu geliyor ve duyduklarımıza güldüğümüzü görmesinler diye büyük çaba harcıyoruz. Çünkü gelenler Türk ve izledikleri şovu seslerini hiç sakınmadan ve tabiiki önlerindeki sırada oturan 3 bayanın Türk olabileceğini hiç düşünmeden birbirleriyle paylaşıyorlar. Konuşulanlar hepinizin tahmin edebileceği cinsten tasvirler içeriyor J Gösteri ise izleyenlerinizin bildiği üzere yapmacık hareketlerden oluşan insana hiç bir seksüel canlanma sağlamayan geyikten bir şovdan başka bir şey değil. Otele dönme yolunda yine açık kalan barlara uğrayarak birer drink atarak ilerlerken ayaklarımız yorulduğundan bir barın dışardaki masalarından birine oturuyoruz ve dinleninceye kadar kısa metrajlı bir muhabbet yaparken içimizden biri diyorki : arkadaşlar sessiz olalım içerisi Türk kaynıyor !!!!! Ama benim de tuvalete gitmem gerekiyor içeriye ne yazıkki…Ve sanırım üçümüz içinde en çok içen benim yani anlayacağınız biraz neşem yerindeJ Beni içeriye yalnız göndermiyor arkaşlarım . Birlikte gidiyoruz ve arkadaşım beni tuvaletin çıkışında bekliyor. Ben çıkıyorum ve içeride yuvarlak bir masa etrafında aynen filmlerdeki gibi dumanlar arasında poker oynayan bir güruh erkeğe dönüp sanki çok gerekliymiş gibi “İyi akşamlar” diyorum. Bana neyse akşamından iyisinden. Yürü git değilmi? Ama yok kafa da öyle hafif hoş olunca ben ordakilerle başlıyorum ayaküstü muhabbete. İçlerinde polis olanlar var. Adamlara neler soruyorum neler? Burdan Paris’e nasıl gideriz? Hollanda ekonomisi nasıl bu aralar?
Ve tabi adamlarda bize soruyorlar :”Siz nereden geliyorsunuz?” Aklı başında olan arkadaşım beni bir şekilde dışarı çıkarıyor ama ben hala onlarla oturup muhabbet edebileceğimiz kanısındayım. Nerden icap ediyorsa???? O gecebana rağmen sağ salim dönebiliyoruz oteleJ
Ve 3 kız Moulin Rouge benzeri bir yerde sex show izlemek üzere içeri dalıyoruz. İkimiz daha önce seyretmiş olduğundan olayın şovdan ibaret olduğunu bilsede seyretmeyen üçüncümüz biraz girmek konusunda seksin sevgiyle olmasına inancını yitireceği şüphesiyle çekimser davransada onu ikna ediyoruz. İçerde şov başlıyor ve biraz sonra arkamızdaki sıraya üç dört kişilik bir erkek grubu geliyor ve duyduklarımıza güldüğümüzü görmesinler diye büyük çaba harcıyoruz. Çünkü gelenler Türk ve izledikleri şovu seslerini hiç sakınmadan ve tabiiki önlerindeki sırada oturan 3 bayanın Türk olabileceğini hiç düşünmeden birbirleriyle paylaşıyorlar. Konuşulanlar hepinizin tahmin edebileceği cinsten tasvirler içeriyor J Gösteri ise izleyenlerinizin bildiği üzere yapmacık hareketlerden oluşan insana hiç bir seksüel canlanma sağlamayan geyikten bir şovdan başka bir şey değil. Otele dönme yolunda yine açık kalan barlara uğrayarak birer drink atarak ilerlerken ayaklarımız yorulduğundan bir barın dışardaki masalarından birine oturuyoruz ve dinleninceye kadar kısa metrajlı bir muhabbet yaparken içimizden biri diyorki : arkadaşlar sessiz olalım içerisi Türk kaynıyor !!!!! Ama benim de tuvalete gitmem gerekiyor içeriye ne yazıkki…Ve sanırım üçümüz içinde en çok içen benim yani anlayacağınız biraz neşem yerindeJ Beni içeriye yalnız göndermiyor arkaşlarım . Birlikte gidiyoruz ve arkadaşım beni tuvaletin çıkışında bekliyor. Ben çıkıyorum ve içeride yuvarlak bir masa etrafında aynen filmlerdeki gibi dumanlar arasında poker oynayan bir güruh erkeğe dönüp sanki çok gerekliymiş gibi “İyi akşamlar” diyorum. Bana neyse akşamından iyisinden. Yürü git değilmi? Ama yok kafa da öyle hafif hoş olunca ben ordakilerle başlıyorum ayaküstü muhabbete. İçlerinde polis olanlar var. Adamlara neler soruyorum neler? Burdan Paris’e nasıl gideriz? Hollanda ekonomisi nasıl bu aralar?
Ve tabi adamlarda bize soruyorlar :”Siz nereden geliyorsunuz?” Aklı başında olan arkadaşım beni bir şekilde dışarı çıkarıyor ama ben hala onlarla oturup muhabbet edebileceğimiz kanısındayım. Nerden icap ediyorsa???? O gecebana rağmen sağ salim dönebiliyoruz oteleJ
31 Mart 2012 Cumartesi
Seyahatlerden Bir Demet : Amsterdam Bölüm 1
Üniversiteden beri yani neredeyse 20 yıldır birlikte olduğumuz 3 kız arkadaş doğumgünümüzü bu sefer Amsterdam ve Paris'de kutlamaya karar verdik. İkimiz İstanbul'dan birimiz ise Londra'dan gelip hepimiz Schiphol'de buluşup ondan sonra 3 gün dağıta dağıta kutlama yapacağız yani niyetimiz bu ancak daha Schiphol Havaalanında buluşunca bile hiç bir yere gitmeden havaalanı kafesinde iki saati çene yapmakla geçiriyoruz. Üçümüz zaten ne zaman biraraya gelsek bizim için dünya durur ve saatlerce geceler boyu konuşur güleriz. Neyse bir zahmet ayaklanıp otelimize gidiyoruz. Bu arada oteli ben ayarladım. Üstelik de Amsterdam'ı çok iyi bilen bir arkadaşımın tavsiyesiyle internetten en ucuz siteden aynı oteli bulup ayarladığımı sanıyordum. Ne yazıkki oteli ayarladığım gece bir yandan da bir şişe kırmızı şarabın son kadehini devirmek üzere olunca aynı otel zincirinin Dam Square'in göbeğindekini değilde meydana 15 km uzaklıktaki başka bir otelini ayarlayabiliyor insan. İnsanlık hali işte...Yola çıkmamıza 1-2 gün kala Londra'daki arkadaşımız farkediyor ki bizim otel gitmeyi ümit ettiğimiz otel değil. Kimse bozuntuya vermiyor. Ben de "aaaaaaaaaa yanlış olmuş rezervasyonnnnnn....vah vah napalım şimdi ki???" vs diyorum ve Allahtan kızlar üstüme gelmiyor. Otele gidiyoruz. Rezervasyonu yanlış manlış yapmışım ama iyi yapmışım. Otel çok güzel. Ünlü designer'ların sergileri var otelin her tarafında. Oda çok güzel. Yani ben modern tasarım severim de kızlar ufacık tefecik şirin klasik tarzda Amsterdam oteli odası beklerken onlara biraz sürpriz olmadı da değil.
Oda da eşyaları bırakıp hemen Amsterdam'a akmak üzere dışarı çıkıyoruz. Henüz öğlen civarı. Oooooo herkes dışarda...Heryer turist kaynıyor....Dam Square ve Red Light her zamanki canlılığında ancak biz nehir kenarında 3 kişinin oturabileceği boş masası olan bir kafe bulup bir oturuyoruz ki ben diyeyeim 3 saat siz diyin 4 saat. Hiç kalkmadan muhabbet...Eeee özlemişiz birbirimizi.
Bu arada nehirden geçen tekneler içinde bir içim su erkek kafileleri ancak biliyoruz ki hepsi 3.cinsten olduklarından bize yar olamazlar ve zaten öyle birileriyle tanışalım dağıtalım gibi bir niyetimiz de pek yok açıkçası. Ama yine de insan içinden geçirmiyor değil "Yazık oluyor bu kadar yakışıklı arkadaşlara" diye...:))))
Bu arada nehirden geçen tekneler içinde bir içim su erkek kafileleri ancak biliyoruz ki hepsi 3.cinsten olduklarından bize yar olamazlar ve zaten öyle birileriyle tanışalım dağıtalım gibi bir niyetimiz de pek yok açıkçası. Ama yine de insan içinden geçirmiyor değil "Yazık oluyor bu kadar yakışıklı arkadaşlara" diye...:))))
21 Mart 2012 Çarşamba
Beyrut'da Aşk Başka Oluyor
Her yerde sigara içiliyor ve kadını erkeği herkes nargile içiyor. Gemmayzeh bölgesindeki irili ufaklı barların ve restoranların olduğu Gourand Caddesindeki Kahvet Leila'da yemekler ve nefis mezeler yedikten sonra tavla kağıt oynayıp nargile içebiliyorsunuz. Sevgilinizde bir yandan etrafdaki erkeklerin size bakıp bakmadığını kontrol ediyor. Bu gezi sonrasında ben karar verdim ki ben Ortadoğuyu ve insanlarını seviyorum. Sıcaklar, yakınlar, bize benziyorlar ve daha iyi hayatları hakediyorlar. Kesin tekrar ve bir çok kez ve sevgilimle birlikte gideceğim...Beni Beyrut'la tanıştıran sevgilimi çok seviyorum...Ve Beyrut'da da aşk daha bir Ortadoğu sıcaklığında oluyor.
20 Mart 2012 Salı
Beni Mutlu Edebilecek Biri İçin Yazılanlar...
Hayat biraz geçince
Anladımki sen değilsin
Bana dünyaları hissettiren sen gibi
Olsanda sen asıl değilsin
Sen benim aşkımsın hayalimsin
Ama hayalimsin
Aslında sen benim yarattığım ve asla
Ulaşamayacağım
Ve ulaşsam da
Yaşamak istediğimden bile
Emin olamadığım aşkımsın….
Ama bu hayattaki ilk aşkımsın….
Ne olursa olsun
Belki bir kere dokunmuş olsak da birbirimize
Belki bir daha dokunamayacak olsak da birbirimize
Olasılıksızlıklar yoksayamaz ki
Senin bendeki yerini
Dokunamadım yaşayamadım hissedemedim ama
Sen benim bugün düşünürken
Birden aşkım oldun
Olmamalıydın……
19 Mart 2012 Pazartesi
Bir Belde Belediyesini Arıyorsunuz ve...
Bir belediye hizmeti ile ilgili görüşmek üzere belediyenin ilgili bölümünden Mustafa Bey'i arıyorum ve telefonda karşıma çıkan Mustafa Amca burada yok diyor. Şaka gibi....
Aşk Tesadüfleri Sever.......Beni sevmediği kesin de....
Filmleri genellikle sezonunda yakalayıp seyredemeyen biri olarak bu filmi de düne kadar izleyememiştim. Bu kadar uzun zamandır seyretmeyi ertelememin bir sebebi de benim de Ankara'da geçen çocukluk ve gençlik yıllarımı paylaşabileceğim insanlarla birarada olup seyretmeyi beklemekti ama sonunda dayanamayıp annemle birlikte izledim.
Bu filmde kendimden de bir çok şey buldum. Ankara'da bizimde Tunalı'ya çıkışlarımız, barlar, Kolej-Deneme ikilemi, Şinasi sahnesi, İstanbulluların gördükten sonra dalga geçtikleri Kuğulu Park, okulun son günü yumurta savaşları....Filmde kendimden bulamadığım şey ise birgün İstanbul'da karşılaşacağım bir çocukluk aşkımın olmaması ne yazık ki...Neyse işin o kısmı da zaten senaryonun filme dönüşebilmesine olanak tanımış bir unsurdur diyerek kendimi rahatlatıyorum. Ama keşke birgün bir yerlerde benim de kalbimi titretecek birine rastlasam.....Hele bir de Mehmet Günsür gibi baksa.....
15 Mart 2012 Perşembe
Bugün Yapmayı Unuttuklarım
Dün gece fanila giyip uyuyup bugün de o fanilayı Üsküdar sahilinden denize atmam gerekiyordu. Ama 3 gündür fanila giymeyi unuttuğum gibi dün gece de unuttum.
Bunu yaptığımda bana yapışıp kalmış ve amaçlarıma ulaşmama engel yaratan etmenler ortadan kalkacakmış.
Bunu yaptığımda bana yapışıp kalmış ve amaçlarıma ulaşmama engel yaratan etmenler ortadan kalkacakmış.
Aykırı Kadının Kuralı 1: ALTERNATİFLİ SEVMEK
Bu yaşlarda artık aklımızla seviyoruz. Sevgide darbe alınca öfkeyle kalkıp zararla oturup depresyonlara girmeden anında darbelerden kendimize çıkarımlar yaparak “her işte bir hayır vardır” geleneksel söylemimize bir kez daha hak vererek hemen tekrar ayağa kalkıp yolumuza devam ediyoruz.
Bizi bu noktaya hem yaşımızın olgunluğu hem de hayatımızın 40 yılının son 10 yılında öğrendiğimiz sevgi oyununu erkek dünyasının kurallarıyla oynamanın rahatlığı getirdi. Tıpkı erkeklerin olduğu gibi artık bizim de sınırlı sorumlu ve alternatifli sevgilerimiz var. Aslında sevgiyi öğrenmeye başladığımız 20 li yaşlarda sevginin sınırlı ve alternatifli olması anlaşılabilir, açıklanabilir veya onurlu değildi ama 30 lu yaşlarda gördük ki sevginin tek ve yoğun olması ve onurlu olması sonunda hep gelip kadın iç organlarını vuruyor. Erkeklerin dağılıp da toparlanması 3 gün ama bizimki 3 ay sürüyor. Aklımız ermeye başlayınca anladık ki bizim sevme şeklimiz hatalı. Biz sevince tam seviyoruz bitince de tam yıkılıyoruz. Sınırlı sorumlu sevmeyi öğrenince ve bir de alternatifli sevmeyi keşfedince sevmek de daha az zahmetli oluyor. Bir kadın olarak bu yöntemle sevince sevgiyi boğmaya, sevgiliyi sevgimizle dövmeye fırsat kalmıyor ve sevgi sağlıklı ve daha uzun soluklu oluyor. Bittiğinde de ayakta tedavi ile fazla yara bere almadan atlatıyoruz. Ve gözümüzü bitmiş sevginin acısı, hırsı, yürek burukluğu bürümediğinden hızlı bir nekahat döneminin ardından hayatın bize sunduklarına kendimizi hemen kanalize edebiliyoruz.
Şimdi gelelim yukarıda bahsettiğim iki felsefe nedir? “sınırlı sorumlu sevmek” ve “alternatifli sevmek”
Sınırlı sorumlu severek sevdiğimizde içimizi coşturan, gözümüzün parlayarak bakmasını sağlayan, her dakikasını tekrar tekrar düşünüp mutlu olmamızı sağlayan mantığı devre dışı bırakan tüm duyguları sınırlıyoruz. Buradaki sınırlama bu duyguları sadece sevdiğimize göstermek açısından bir sınırlama. Aslında bunları sınırlamayıp tek hedefe değil de başka hedeflerin hizmetine de sunuyoruz. İçimiz coştuğunda üstüne yarım bardak su içiyoruz ve sevdiğimiz adama pat diye sevgi mesajları atmıyoruz. Gözümüz parlak bakınca o bakışları sadece sevdiğimize saklayıp da ondan aynı bakışları göremeyince içimiz içimizi yemesin diye dış dünyaya yöneltip topluma da faydalı hale getiriyoruz. Bizi mutlu eden tekrar tekrar düşündüğümüz dakikaları düşününce bu mutluluğu tek başımıza yaşamak ve sevdiğimiz adamı zırt pırt arayıp ondaki ulaşılamazlık krebilitemizi düşürmek yerine çevremize de yansıtıyoruz. Bu bize faydalı duyguları tek sevgiye yöneltip tamamıyla ona bloke olmamız ve onu ürkütüp daraltıp kendimizden uzaklaştırmamız yerine hayatta kapımıza gelen diğer olaylara ve insanlara da bu duyguları yansıtmamızı sağlıyor. Hem kimbilir belki dışarıda bizim için daha büyük sevgiler vardır. Onları da bu vesile ile tamamıyla çember dışına atmamış oluyoruz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)











































